12 Mayıs 2009 Salı

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Tebrikler Milan

Portekiz'de Porto bitime iki hafta kala üst üste 4. şampiyonluğunu kazandı. Son maçta Bruno Alves'in golüyle Nacional Madeira'yı mağlup edip kupaya uzandı. Şampiyon olurken şu ana kadar oynadıkları 28 maçta 20 galibiyet 6 beraberlik 2 mağlubiyet almışlar.

Genç yaşta şampiyonluk kazanan Milan adına sevindim.

Gökdeniz Attı, Rubin Liderliğe Devam

Rusya Premier Liga'da bu hafta Zenit kendi sahasında cezalı Tekke'den yoksun olarak çıktığı maçta Kyrlya Sovietov'u 2-0 yendi ve üçüncü sıraya yükseldi. Son şampiyon Gökdeniz'li Rubin Kazan da kendi evinde Tom'a 4 attı ve liderliği devam ettirdi. Rubin'in ikinci golünü Gökdeniz, son golünü de Hasan Kabze attı. Rubin'in son 2 maçta 9 gol atması dikkat çekici, aynı şekilde Saturn'un iki maçta 9 gol yemesi de. Toplu sonuçlar ve puan durumu;



10 Mayıs 2009 Pazar

Finale 3 Kala


Ligin bitmesine 21 gün kalmışken futbolu, oyun sistemini değerlendirecek değilim. Uzun zamandır benzer cümleleri çok kullandığımın farkındayım ancak bu saatten sonra yapılacak derin değerlendirmelerin de pek bir faydası olmayacağının bilincindeyim. Zaman destek verip inancı sahaya yansıtma zamanı. Tabii ki tüm bunları söylerken "Ferhat'ın sağ bek, Giray yedek otururken Tayfun'un stoper, Alanzinho dururken Serkan'ın sol açık oynamasını" eleştirme hakkımı saklı tutuyorum.

Açıkça görülüyor ki Ersun Hoca döneminde golcülerin çokça muzdarip olduğu şanssızlık hali Ahmet Özen göreve geldikten sonra pek görülmedi, ancak Umut'un beceriksizlik sendromu var gücüyle devam ediyor.


İlk yarıdaki maçta yine Gökhan Umut'a gol attırmıştı. O golden bir kaç dakika sonra benzer pozisyonda Umut topu Gökhan'a verememişti. Bu Cumartesi akşamı Gökhan Umut'a gol attırdığımda ilk yarıdaki maç aklıma geldi. Umut aynı pozisyonda Gökhan'a topu atamazdı dedim, ilahi kudret söylediklerimi 10 numaraya iletmiş olacak ki, Umut "sen öyle san" dercesine Gökhan'a asist yaptı.

Yattara'nın ilk yarının sonlarına doğru müsait pozisyondaki vuruşu auta gitmese, Gineli rahatça gol yapabileceği bu pozisyonu boşa harcamasa ikinci yarı oynanmadan maç bitmiş olacaktı. Kornerlerden gelen iki ortada kaçırılan kafa vuruşlarını pozisyondan saymıyorum.



İkinci yarıda Körfez'in baskısı, bizim oyunu geride kabullenip kontrayla çıkışlarımız vardı, ki Ahmet Hoca maç sonu konuşmasında genel stratejilerinin bu olduğunu söyledi.

Alanzinho oyuna girdiğinde "ben bu takımda olmalıyım" dedirtecek şeyler yaptı. Topu aldığında Kılıçaslan'a ulaşmaya programlanmış gibiydi. Birinde kendi gitti sona kadar, top yerden sekince istediği vuruşu yapamadı. Diğerinde Gökhan'a al sen at dedi, o sıralar "sakatım beni değişin" diyen Gökhan Kılıçaslan'ın üzerine gelmesini bekleyip müsait pozisyonu heba etti. Sonra uzatmalar oynanırken bu sefer olacak dedi, topu alınca ceza sahasının soluna doğru yöneldi, gözucuyla Kılıçaslan'a baktı, topu Körfez filelerine yollayıp biraz evvel Yattara'yı yerden yere vuran Kılıçaslan'a "Sana Bank Asya'da başarılar" dedi.



Maçtan akılda kalanlar, damdaki kedi, Yattara-Colman ikilisinin etkisizliği, golden sonra Ahmet Hoca'nın ünlü hareketinin yapılması, polissiz stadların ne derece ciddi tehlikeler taşıdığı. Şimdi Bursa'yı bekliyoruz, kazanıp rakiplerin puan kaybetmesini ummamız lazım, ki bu hafta İBB'den beklediğim sürprizi haftaya Ankaragücü'nden bekliyorum.

Video için gelgidersin.blogspot.com 'a teşekkürler

Bu Ne Sevgi Ah


8 Mayıs 2009 Cuma

Süper Lig Bileti O'nda

Bazı futbolcular vardır, yıldız değildirler, sansasyonel transferler yapmazlar ancak gittikleri takımlara hep faydalı olur, o takımları hedefleri doğrultusunda sırtlarlar.

Geçtiğimiz haftasonu oynanan Manisaspor-Diyarbakırspor maçıyla birlikte iki takım da Turkcell Süper Lig'e yükseldiler. Diyarbakırspor'un sezon başı transfer ettiği Coşkun Süper Lig'e yükselme duygusunu 5. kez yaşamış bir oyuncu. Daha önce, Erzurumspor, Vestel Manisa, Antalyaspor ve son olarak geçen yıl Eskişehirspor'la bu duyguyu yaşayan Coşkun, bu yıl da Diyarbakırspor'u sırtladı.

Sırtları derken, bu sezon attığı gollere bakınca istatiksel olarak pek de sırtladı sayılmaz, çünkü rakip filelere sadece 5 gol gönderebilmiş. Kariyerini incelediğimizde oynadığı maç/gol oranının en düşük olduğu sezon bu sezondur. Ancak bonservissiz geldiği Diyarakırspor'da, yaşanan tüm mali sıkıntılara, devre arasında bir çok oyuncunun ayrılmasına rağmen kaptan olarak gemisini terketmedi, yılların verdiği tecrübesini kullanarak takıma abilik yaptı ve Diyarbakırspor'un tekrar Süper Lig'e çıkmasında pay sahibi oldu.

Aslında herkes O'nu Erzurumspor'u Sadi Tekelioğlu-Muzaffer Bilazer ikilisiyle birlikte lige çıkardığında tanımıştı. İlk kez forma giydiği Süper Lig'de ilk sezonunda 15 gol attı, sonraki sezon yarım devre Erzurum'da 6 gol, yarım devre de Konyaspor'da 9 gol attı. Ardından Denizlispor'a gitti ve orda da 13 gol attı. Sonraki sezon 7 gol attı Denizli'de. Peşinden Samsunspor'a geçti ancak orada sakatlıktan başını kurtaramadı ve dolayısıyla 2002-2003 sezonunu golsüz bitirdi. 2003-2004 sezonuna Denizlispor'da başladı, ilk yarıda 3 az maçta forma giydi ve devre arası Manisaspor'a transfer oldu. 2004-2005'te Manisa formasyla 10 gol atıp Manisa'nın Süper Lig'e yükselmesine katkı sağladı, 2005-2006'da Antalya'da 18 golü buldu ve takımı Süper Lig'e çıkardı, 2006-2007'de yine Antalya'da 9 gol attı ama takımın küme düşmesine engel olamadı. 2007-2008 sezonunun başında Kemal Amca'nın Sergen'le birlikte iki yıldız transferinden biriydi. 20 gol atıp Es-Es'in 12 yıllık Süper Lig hasretine son verdi. Ve bu sezon, biliyorsunuz ki Diyarbakırspor'la aynı duyguyu 5. kez yaşadı.

Coşkun'la ilgili iki ilginç bilgi vereyim. Birincisi futbola askerliği yaptıktan sonra, geç sayılabilecek bir yaşta başladı. İkincisi, Erzurumspor'u Süper Lig'e Sadi Hoca-Muzaffer ikilisiyle çıkardığını söylemiştim. Ardından Muzaffer-Coşkun ikilisi Denizlispor'a geçmiş, Sadi Hoca Trabzonspor'un başına gelmişti. 2001 yılının Kasım ayının başında Trabzonspor Denizlispor'u konuk ederken Muzaffer ilk 11'de, Coşkun da kulübedeydi. İlk 20 dakikada Trazonspor Zafer ve Da Silva'nın golleriyle 2-0 öne geçti. Denizlispor 21. dakikada saatlıktan sebep Bülent Ertuğrul'u dışarı aldı. Peşine 61. dakikada Serdal kırmızı kart görüp Denizlispor'u 10 kişi bıraktı. Hal böyle olunca, herkes maçın alındığını düşündü, Sadi Hoca PAF takımın forveti atmaca Kemal Serdar'ın oğlu Ferdi'yi sahaya sürdü. Ferdi daha sonra baskıdan sebep son vuruşu yapamadığını söylediği iki net pozisyonu harcadı. Son 5 dakikada Sadi Hoca'nın karşısına Erzurumsor'u birlikte Süper Lig'e çıkardığı Muzaffer-Coşkun ikilisi çıktı. 85'te Muzaffer penaltıyla farkı bire indirdi, 90+2'de Muzaffe'in kullandığı kornerd Coşkun kafasının arkasıyla yaptığı garip bir vuruşla durumu eşitledi. İki eski oyuncusunun attığı gollerle maçı kazanamayan Sadi Hoca bu maçın ardından istifa etmişti.

5 Mayıs 2009 Salı

6 Mayıs 1996

13 Sene önce bugün, 12 yaşında bir çocuk, canından çok sevdiği takımı bir gece önce şampiyonluğu kaybetti diye canına kıydı Karadeniz kıyısında bir evin bahçesinde. Bordo-Mavi'ydi o çok sevdiği takımın rengi. İnsanın aklına geldikçe bir takımı sevmenin, diğer bütün sevgilerden ne kadar büyük olabileceğini gösteren vahim bir olay.

Ah be Mehmet, keşke kıymasaydın canına, on beş günde bir gelseydin sevgilini görmeye. Karşılaşsaydık deniz tarafı kale arkasında, tanıyabilseydik seni. Omuz omuza haykırabilseydik kimi zaman sevgimizi, kimi zaman isyanımızı. Biliyorum, senin yokluğundaki 13 yılda değişen birşey olmadı, farkındayım belki yaşasan 13 yıl fazladan acı çekecektin, ama yine de sen kıymasaydın o güzel canına be Mehmet. Ruh'un şad, mekanın cennet olsun...

Bak Yavuz abi Rahmetli Kazım'a yazdığı mektupta seni sormuş, gör bak unutmadık seni, her mayısta acın binlerce kez yakar yüreğimizi, her ağustosta kupayı sana getireceğimize söz veririz. Bu sene belki zor, ama sana verdiğimiz sözü tutacağız...

" kazım`a

merhaba kazım,

nasıl geçiyor günlerin orada?

sen sevmezsin heyecansız yaşamı. her şey düzenlidir şimdi oralarda. karmşa yok, trafik yok.

istiklal caddesi var mı orada da? mis sokak`ta kaçak çay veren garsona kızdığın gibi " rize çayı" getirin bana diyor musun oradaki hizmet eden meleklere de? yeşil parkanı giyip yağmurlu günde taksinin ön koltuğuna otururken taksici seni tanımasın diye dua ediyor musun hala?

hamsi pişiriyor musun orada? pişirirken de "ben seni sevduğumi dünyalara bildurdum" türküsünü söylüyor musun? sahi kazım cennette hamsi var mı gerçekten? hamsi olmadan cennet bile çekilmez değil mi?

güzelliğini hopa dağlarından almış sesinle " dido`yu söylüyor musun?

manu chao`nun konser vermesi için orada da uğraşıyor musun?. hala st.pauli galip gelince seviniyor musun?

pazar günleri trabzonspor´un maçlarını radyodan mı dinliyorsun hala?

spikerin mikrofonarımız avni akerde diyene kadar sıkıntıdan patlıyor musun? aytekinin verdiği bordo-mavi çubuklu (reklamsız) formanı mı giyiyorsun hep? yenildiğimizde ağlıyor musun hala?

kazım bir kemençe veya bir tulum çalan bulabildin mi orada?

yalnız mısın orada?

kalabalık mı trabzonspor tribünleri?

dozer cemil`de orda mı?

birini daha soracağım sana kazım;

1996 yılında 12 yaşındayken şampiyonluğu kaçırdığımız için kendini incir ağacına asan şehidimiz mehmet dalman`ı gördün mü. mutlaka cennette karşılaşmışsındır. ne yapıyor memedim? iyi mi? büyümüş mü kazım? o trabzon şivesi ile yanına gelip sana o soruyu sordu mu? ona acı haberi verdin mi kazım?

"memedim 22 yıl oldu ve trabzonspor hala şampiyon olamadı" dedin mi ona? söylemeseydin keşke. dayanamaz memedin yüreği. bir kez daha yıkılmasın o küçük dünyası.

sarıldın mı ona sıkıca? daha çok küçük o kazım.. sıkı sarıl ona.hiç bırakma. kimsesi yok orda memedin. onu ilk kez trabzonspor maçına getiren babasını çok özlemiştir şimdi. babalar gününde sarıldın mı ona? sana hediye almak isterdi ama parası yoktur ki orada memedin. olsaydı eğer bil ki son kuruşuna kadar paraya kıyıp sana bir kaşkol alırdı. en güzel bordo-mavi duyguyla örülmüş.

orada da havalar karadeniz dağlarındaki gibi soğuk mudur mu acaba? havalar soğuyunca sıkı sarıl ona kazım. senin yanında götürdüğün bordo-mavi çubuklu formayı ona ver. daha çok küçük o. üşümesin memedim. sen de bilirsin o forma sıcak tutar adamı. çoooook sıcak

koynunda uyut onu. hopa`ya giderken zigana dağlarına bakan gözlerinle bak ona. trabzonspor diye bağıran dudaklarınla öp onu. söyle ona: „memedim, 22 yıl oldu şampiyon olamadık. ama şampiyonluk için uşaklar hala uğraşıyor"

bir de kazım

trabzon maçını izleyenler arasında trabzon 100-0 yenilse bile televizyona en yakın oturan, en çok çay içen, en çok bağıran ve lakabı kama yılmaz olan birini görürsen bil ki o da benim babamdır. senin gibi onu da kanser aldı bizden. bir bayram sabahı memedi de yanına alıp benim için babama bir kez sarılır mısın ve söyler misin ona: „ yılmaz amca oğlun evlendi. 20 gün önce de kızı oldu.ve kızına senin doğduğun köyün adı alona'yı vermişler. babası alona'nın kulağına ezan okuduktan sonra şampiyon trabzon" diye seslenmiş demeyi de unutma emi....

memede sıkı sarıl. o daha çok küçüktür. söz. şampiyonluk kupasını alınca bir senin bir de memedin mezarına getireceğiz. değil 22 yıl, bin yıl beklesek dahi..... "

Yavuz Saltık